PANİK HALİNDE YEMEK YEMEYİ DURDURAMIYOR MUSUNUZ?


KORONAVİRÜS KORKULARI ARASINDA KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR NASIL DEĞİŞTİRİLİR?

Bütün bir tavuğu yedin! Bir paket patates cipsini bitirdin! Üç gün sürmesi gereken makarna ve peynir bitti mi?

Koronavirüs salgını sırasında bol miktarda yiyecekle izolasyon halinde olmak genellikle bir şey anlamına gelir: bu malzemeler rekor sürede tüketilir ve dikkatle yaptığımız tüm hazırlıkları altüst eder.

Ama neden bir salgının ortasında evlerimizde kamp yapıyorken kendimizi normalden daha aç hissederken buluyoruz?

“Sıkılmak” bir rol oynayabilir ancak bilim bundan daha fazlası olduğunu söylüyor. Evet, cipsler, şekerlemeler ve aşırı yiyeceğinizi bildiğiniz yiyeceklerin alışveriş torbanızda olmasının arkasında başka sebepler var.


İSTİFLEME, HAZIRLIKLI OLMA ve “YİYECEĞE ODAKLANMA” DİYETİ

Sosyal mesafe kurduğumuz günlerdeyiz. Zamanımızın çoğunu – çalışma saatleri dahil (birçoğumuz için) – iki haftalık yiyecek stoklarıyla çevrili olduğumuz evlerimizde geçiriyoruz.

Kapımızın hemen dışındaki salgın? Koronavirüs hastalığına yakalanmamış olsak bile, sadece günlük rutinimize değil, aynı zamanda vücudumuzun makinelerine sıkışmış bir İngiliz anahtarı gibi.


DENGEYE AÇLIK

Kronik veya önemli stresör olduğunda, tüm sistemlerimiz şaşkına döner. Vücudumuzun homeostazının (dengesinin) bozulmasının sonuçları vardır. Temel ihtiyaçlarımızı, kendi kendimizi yatıştırmak ve dengeye getirmek arzusuyla kullanmaya başlarız.

Uzun vadede bize her zaman fayda sağlamayan anlık başa çıkma stratejileriyle bununla mücadele etmeye uğraşıyoruz. Telefonlarımızda, diz üstü bilgisayarlarımızda ve TV’lerimizde Koronavirüs ile ilgili başlıkların sürekli gözümüzün önünde olması, kimsenin bağışık olmadığı bir halk sağlığı krizine karşı koyduğumuz basit bilgiler bizi günün sonunda bitmeyen savaş moduna ya da uçak moduna sokuyor. Tüm bunlar için bir bitiş tarihi yok – büyük bir bilinmeyen, açık uçlu bir belirsizlik hissiyle başbaşa kalıyoruz. Devam eden, azaltılamayan stres için bir çözüm ararken, beynimizin haz merkezini tetiklediği için genellikle yüksek kalorili veya “ödüllendirici” yiyeceklere yöneliyoruz. Çünkü fizyolojik açıdan bedenlerimiz bir denge kurulmasını arzuluyor.

Ödül hissetme arzumuzla birlikte, yiyecekler batan gemiyi kurtarmak için kullandığımız en yaygın araçlardan biri haline geliyor. Bu nedenle, karantina ve sosyal mesafelendirme zamanları için alışveriş yaptığımızda, daha az sağlıklı seçimler yapma eğilimi gösterebiliriz. Ödül duygusunu neyin tetiklediğini biliyoruz. DOPAMİN. Dopaminerjik patlama. Beynimizde, şeker, yağ, tuz veya üçünün bir kombinasyonu.

Sosyal uzaklaşma ve evde bir pandemiyi beklemek için harcanan saatler, aşırı yemek yeme – binge eating döngüsünü kolayca tetikleyebilir. Aşırı yemek yeme durumundan sonra kendinizi ne kadar kötü hissederseniz, olumsuz duygularla başa çıkmak için bunu tekrarlama olasılığınız da o kadar yüksek olur.

RUTİNLER PARÇALANDIĞINDA

Sosyal mesafeyi uygulayarak, Koronavirüs vakalarının artış eğrisini düzleştirmekten, büyük insan gruplarıyla biraraya gelmemeyi seçerek hastalığa yakalanma şansımızı azaltmamızdan bahsediyoruz. Ancak, aynı zamanda pandeminin tetiklediği anksiyete ve depresyonun neden olduğu kendimize zararlı olan davranışları geliştirme olasılığımız da artıyor. Bunun üzerine de düşünmemiz ve bunu değiştirmek için çaba göstermemiz gerekiyor.

Yalnızken obsesif saplantılı düşünme kalıplarına düşmemiz çok daha kolaylaşıyor. Bu obsesif şekilde yemek yemek de olabilir, temizlik yapmak da olabilir.

Öz-izolasyonun pek yardımcı olmayan başka bir etkisi de rutinlerin bozulması. Stresliysek iyi uyuyamayabiliriz. Dış mekanlarda bulunamama, aşırı derecede TV izleme, film izleme sirkadiyen ritmimizi olumsuz etkileyebilir.

Bu yüzden rutinlerimizin yıkıldığı bu dönemde, yeni rutinler oluşturabilmek adına evimizde çalıştığımız alanımız dışında bir yerde, mutfak veya yemek masamız olabilir, yemek yeme saatini ve yerini programlayabiliriz. Evimizde, Korona günlerinden önceki rutinlerimizi taklit etmeye çalışabiliriz. Yapması kolay olmayabilir ama bunun da bu süreç için yeni rutin geliştirmenin bir parçası olduğunu kabul etmeliyiz.



ATIŞTIRMAYI DURDURAMADIĞIMIZDA NE YAPMALIYIZ?

İnsanların yüzde 40’ı stres durumunda yemek yemeye odaklanırken, yüzde 40’ı yemek yemekten uzaklaşıyor. İlk kategoriye giriyorsanız, stresi yönetebilmek için yiyecekleri kullanmayı önlemenin bazı yolları var:

Yiyecekler ile olumsuz duyguları etkisiz hale getirmeye veya bastırmaya çalışmak yerine stresin asıl kaynaklarını ele almaya çalışabiliriz. TV durmadan çalışıyorsa, gün boyu korkutucu başlıklara maruz kalıyorsanız, bir ara verin ve kapatın. Aynı şey sosyal medya için de geçerli. Özellikle de hiçbir şeyi kontrol edemiyoruz duygusunu daha da güçlendiriyorsa.
Kontrol edebileceğiniz şeylere odaklanın. Sadece bir günlük bile olsa, kendinize bir program yapın. Bir kitap okumak, bir dolap veya çekmece düzenlemek, arkadaşlarınızla, yakınlarınızla FaceTime yapmak bunun bir parçası olabilir.
Yiyeceklerin adresini belirleyin. Görüş alanınızdan çıkarın. Önümüzdekileri yemek için programlandığımızı biliyoruz. Sadece ne yemeyi planladığınıza dikkat edin. Toplu paketleri gözünüzün görmeyeceği bir yerde saklayın. Gün için bir yemek planı oluşturmak isteyebilirsiniz. Bu bir diyet değil, sadece atıştırma yapmak istediğiniz anlarda, yemek yemeyi düşünmeyecek ve yemek yiyip yememek arasında bir karar vermek zorunda kalmayacaksınız. Paket servis siparişi veriyorsanız ne olacak? Dürtü kontrolü özellikle pizza, börek, patates kızartması vb. yakınınızda olduğu zaman zor olabilir, o yüzden günlük yeme planınıza neler yiyeceğinizi de dahil edebilirsiniz.
Aşeriyorsak ne olacak? Hepimizde oluyor. Bu anlarda hemen buzdolabına veya stoklarımıza koşmak yerine, kendinize 30 dk zaman verin ve bekleyin. Bu süre zarfında yapacak başka bir şey bulun. Bu isteğinizden kurtulabilir, isteğinizi unutabilirsiniz. Aşermeler, dalga gibidir. Sizde dalgalar üzerinde sörfünüzü yaptığınızı hayal edin.
Sakinlik ve neşe getiren anlar yaratmaya çalışın. Bunların anlamı herkes için farklıdır. Sizin için müzik dinlemekse, müzik dinleyin, egzersiz yapak ise, egzersiz yapın, evinizdeki evcil hayvanınızla oynamak ise onunla oynayın, sevimli hayvanların videolarını izlemek ise bu videoları izleyin. Bunu yaptığınızda “ödül” olarak gördüğünüz yemek yemeye dönmeyebilirsiniz. Meditasyon da iyi bir seçenek olabilir 😊
Zor dönemlerde direnmek de zor olabilir ancak ilk önce sizin için zararlı olduğunu bildiğiniz yiyecekleri satın almamaya çalışabilirsiniz. Çok mu cazip geliyorlar, beni al diye bağırıyorlar mı? Sadece 5 adet yemeyeceğinizi siz de biliyorsunuz değil mi? Bir daha ki sefere bir restorandan yemek siparişi verdiğinizde veya markete gittiğinizde seçimlerinizi netleştirmeniz ve programlamanız gerektiğini gösteren açık bir işaret.
Tv ve telefonunuzdan uzaktayken bile, kendinizi geleceği ve bilinmeyeni düşünürken bulabilirsiniz. Bulunduğumuz süreçte bu da çok normal. Teker teker düşünmeye, korku ve endişeleri gerçekten bildiklerinizden ayırmaya çalışın.



UZUN SÜREBİLECEK BU SÜRECE ADAPTE OLMAK

Koronavirüs pandemisinde yaşadığımız süreç, korku ve belirsizlikle özdeşleşmiş kitleleri etkileyen savaş veya diğer önemli olaylardan biraz daha farklı. Benzer olan, kronik kaygıyı besleyen çaresizlik hissidir. Bu yüzden aç olmadığımızda aşırı yemek yemeye kendimizi kaptırabiliyoruz: Kontrol edemediğimiz bir durumun kontrolünü hissedebilmek için.

Koronavirüsün Çin’deki hastalar üzerindeki etkisi gözlemlendiğinde, bir süre sonra şok, inkar ve endişe duygularının, yeni rutinlere ve yapılara dönüştüğü görülüyor. Yani depresyon ve kaygıyı gidermek için aslında yeni düzene adaptasyon gösteriyoruz.

Bir süre daha, içinde bulunduğumuz bu durum devam edecek. Çin’in en az 2 ay gerisinde, İtalya’nın 1,5 ay gerisindeyiz. Birkaç ay daha süreceğini tahmin edersek, bu rutine de uyum sağlayacağımızı söyleyebiliriz. Şu an bu sürecin tam ortasındayız.

144 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör